Twitter'dayım

31 Ocak 2012 Salı

Fenerbahçe - Beşiktaş / Maça Doğru

Okul dolayısıyla yazmayalı uzun zaman oldu ama tekrar başlıyoruz kısmetse...

***

Fenerbahçe ile Beşiktaş arasında önümüzdeki hafta sonu oynanacak maç, ligin zirvesi ve play-off'lar için önem arz etmekte. İki ekip de birtakım saha dışı problemler ile uğraşırken, bu önemli mücadele geldi çattı. İki ekibe de artıları ve eksileri ile bakalım.

Takımları değerlendirmek ve onun üzerine kısa bir yorumda bulunmak gerek. Ev sahibi ekip Fenerbahçe, futbol dışı faktörlerden en çok etkilenen takım konumunda. Özellikle medyada çokça tartışılan bu 'şike' meselesi, futbolun 'oyun' olduğu gerçeğinin çok önüne geçti. Artık futbolun sahadaki değeri ikinci planda kalırken, mahkeme koridorlarındaki durumu daha çok konuşulur oldu. Tabii, bu programların başlıca öznesi de 'Fenerbahçe' oldu. Bunlar medyada büyük yankılar uyandırırken, futbolcuların ve teknik heyetin, bu haberlerden etkilendiği de açıkça ortada. Ayrıca birtakım haberlerin de 'tuhaf' zamanlarda servis edilmesi  tartışılan bir diğer konu oldu.

Beşiktaş da bu süreç içinde yara alanlardan. Spor Toto Süper Lig ve UEFA Avrupa Ligi'nde iyi sonuçlar alıp yoluna devam ederken, 'Ne olacak?' sorusu Beşiktaşlıların kafasının bir yerinde beliriyor. Ama yine de çok fazla 'yumruk' yemedi Beşiktaş. Belki süreci iyi idare ettiler, belki de 'mass-media' Beşiktaş'ın suçsuzluğuna inandı. Kısacası, Beşiktaş için işler, daha çok yeşil çimlerde kaldı. Psikolojik anlamda çok derin yaralar almadılar.

***

Yeşil sahaya henüz geçiyoruz, maalesef...

***

Fenerbahçe, inişli - çıkışlı performansı ile çok şaşırtıyor. Bazen maç içinde düşüşler yaşanıyor, bazen iki haftalık performans kıyaslandığında düşüşler gözlemleniyor... Ama özellikle dikkat çeken nokta, maç içindeki düşüşler. Maçın ilk devresi fırtına gibi esen Fenerbahçe, soyunma odasından döndüğünde başka bir kimliğe bürünüyor.  Adeta 'formaları başka adamlar' giyiyor. Fenerbahçe adına en olumsuz nokta burası..  Sakatlıklar, cezalar vs. bir şekilde alternatif oyuncular ile telafi edilebilir ama maç içinde yaşanan bu performans düşüşleri farklı bir çalışma, konsantrasyon isteyen bir iş. Çok kritik bir nokta. Özet; Fenerbahçe 'iyi oyununu' 90 dakika sürdüremiyor.

Beşiktaş ise Kayseri maçına kadar istikrarlı sonuçlar alıyordu. Özellikle Manuel Fernandes'in direksiyona geçtiği maçlarda, sonuca hemen gidebiliyorlardı. Diğer rollerdeki oyuncular da görevini eksiksiz yaptığında 'yenilmesi zor bir takım' oluyordu Beşiktaş. Quaresma ve Simao'nun dönüşü-bu oyuncular yedek 'oturtulamıyor'- Beşiktaş'ı 'takım oyunu'ndan uzaklaştırıp, bireysel yeteneklere yaslanan bir takım haline getiriyor. Kısacası; Beşiktaş bireysel yetenekten ziyade takım oyununa bağlı olmalı. Bireysellik, savurganlık getiriyor Beşiktaş'a

***

Sakatlıklar ve cezalar, bazı oyuncular haricinde, iki takım tarafından da kolaylıkla tolere edilebilir. Beşiktaş'ta Fernandes, Fenerbahçe'de ise Alex dışında herkesin boşluğu doldurulabilir.Ayrıca iki takımın savunmasındaki Egemen ve Yobo da önemli roller üstlenmekteler. Bu iki oyuncunun yokluğu da takımlara sıkıntı yaratabilir.

***

Sürpriz faktörler de olabilir... Sow son 30 dakikada şans bulabilir. Bienvenu, Beşiktaş maçını 'taraftarın ve camianın gözüne girme fırsatı' olarak görüp yüksek motivasyonla oynayabilir.

Beşiktaş'ta ise Fernandes kırmızı karttan sonraki tavırları nedeniyle iki maç ceza alabilir. Ama bu durum, yalnızca 'hakem raporu' ile mümkün olabilir. Quaresma, ikinci devrenin kendisi adına 'kurtuluş maçını' oynayabilir. Bu, ona yüksek motivasyon sağlayacaktır. Bir de Hilbert'in dönüşü, siyah-beyazlılar için önemli olacaktır.

***

Tahminim derseniz; Ben Fenerbahçeliyim ve Fenerbahçe'nin kazanmasını umuyorum, diliyorum :)

Açık yürekli olmak gerekirse, bu şekilde bir görüşüm var.

Tavsiyem; bu maça iddaa oynamayın, yatabilirsiniz.

***

En büyük dileğim; şu çamur deryasına dönen futbol ortamında, iki takımın da iyi oyunlar ortaya koyması ve centilmence bir maç olması... İki takım taraftarının birbirlerine gösterdikleri sportmenlik ve nezaket, umarım yeşil çimlerde de hayat bulur.


10 Aralık 2011 Cumartesi

Türk Futbolunun Kurtarıcısı: La Liga

Bildiğiniz gibi şu anda futbol, sahadan mahkeme koridorlarına doğru taşındı. Bu durum, her takım için geçerli olmasa da birçok takımımız için geçerli. E böyle olunca, yeşil sahaların cazibesi kalmadı doğal olarak. İçi futbol sevgisi ile dolu olan "futbol ülkesinin insanları" da , ligimizden alamadığı tatmin olma duygusunu İspanya La Liga'dan alıyor.

"İthal zevkler" yaşıyoruz.

GS-FB derbisiyle tam da hayata döndü dediğimiz futbolumuz, iddianamenin müthiş zamanlaması ile yine gündemden düştü. Galatasaraylılar ve Fenerbahçeliler bu maçın geyiğini yapamadan, iddianameyi tartışmaya başladılar. Derbi sonrası olmazsa olmaz dediğimiz geyik muhabbeti böylece kaynayıp gitti.(FB taraftarıyım)

Futbol adına güzel şeyler görmek isteyenler için bugün inanılmaz bir fırsat var; "EL CLASSİCO". Bu maç "senaryosu yazılmış bir film"gibi olamayacak, müthiş bir çarpışma olacak.

Bir tarafta dünyanın en iyi teknik adamı Mourinho...

Diğer yanda da Santiago Bernabeu'da hiç maç kaybetmeyen Guardiola...

Takımlarını çok iyi bilen iki hoca..

Ronaldo-Messi...

Real-Barça...

Ben Real destekçisiyim, favorim de Real.

Ancak biliyoruz ki Barça da dünya üzerinde gördüğümüz en iyi TAKIM. Altyapıdan bu yana yıllardır yan yana oynayan oyuncular, sistemin devamını sağlayan bir teknik adam, Messi gibi inanılmaz bir yetenek. Ve maestro; Xavi.

Real ise; kaptıkları topu birkaç saniye içerisinde karşı kaleye götürebilen bir takım. Ayrıca fizik olarak da mükemmeller. Bu alanda dünyanın en iyi takımıdır diyebiliriz. Ronaldo gibi skorer bir oyuncunun varlığı, Barça için en büyük tehditlerden bir olacaktır şüphesiz. Di Maria'nın 11 asiste ulaşmış olması da önemli bir nokta.

Real şöyle çıkabilirmiş;

Barça ise;

                                                                        Valdes

Alves                                      Puyol                                 Pique                                   Abidal
                                
                                            


                                                                      Bosquets



                                         Xavi                                                             İniesta


                 Sanchez                                                                                                           Villa
                                                                       Messi

8 Aralık 2011 Perşembe

Organize İşler Bunlar...

Sıfır Tolerans, Platini, Zagreb, Vida, Bahis, UEFA, Lyon, Ajax...
Averaj ile üst tura(!)

Dün gece Şampiyonlar Ligî'nde ilginç mi ilginç bir durum ortaya çıktı. Lyon gruptan çıktı, Ajax ise UEFA Avrupa Ligi'nin yolunu tuttu. Lyon gruptan çıkarken 7 gol birden attı. Hem de 5 maçta toplam 2 golü varken. Hadi diyelim ki, 7 gol futbol sahalarında görüldük bir şeydir.  Bazen bu tip ekstrem skorlar ortaya çıkmıştır ancak kalecinin tuhaf atlayışları, Vida adındaki Zagreb oyuncusunun gözünün seğirmesi(!) pek de bilindik olaylar değil. Bunun yanında hakemin kırmızısı da "Sana kırmızı çok yakışıyor" sözünden başka bir şeyle açıklanamaz, o pozisyona başka türlü "KIRMIZI" ve-ri-le-mez.

Tüm bu ilginç haller, akıllara "ŞİKE mi oldu acaba?" sorusunu getiriyor.

Fransız takımı; Lyon, UEFA'nın Fransız başkanı; PLATİNİ.


Vida-Bahisçiden çıkarken- Ajax'ın taraftar grubunun bulduğu fotoğraf


İşte yukarıdaki fotoğrafta, Vida'nın bahisçiden çıktığı iddia ediliyor. Bu tip tartışmalar ortada dolanırken, PLATİNİ neden çıkıp bir açıklama yapmaz? Veya Cornu neden bu meseleyi araştırmak üzere Fransa ve Hırvatistan'a gitmez? Türkiye'de gazete manşetlerinden karar veren UEFA, bunu neden görmezden gelir?



Gözü seğiren(!) oyuncu neden dikkate alınmaz. Neden tüm bu tuhaf ve ucube haller gözlerden kaçar? UEFA tarafsız bir kurum mudur? Yoksa Fransız başkanın at koşturduğu bir alan mıdır? Türkiye söz konusu olunca acımasız olan UEFA, acaba bu konuda ne tür bir davranış-duruş sergileyecektir?


Fenerbahçe, CL'den men edilirken bu tip kanıtlar var mıydı?


Şimdi, nerede 'zero tolerance'? Nerede CL organizasyonunun büyüklüğü? Nerede bahis ve şikeyi önlemek için oluşturulan o havuz? Nerede Cornu? Nerede Platini? Nerede hak? Nerede eşitlik?


Bu artık Hollandalıların meselesi değildir. Bu Fenerbahçe'nin ve Türkiye'nin meselesidir. Tüm yayın organları bunu bangır bangır TV'lerde tartışmalıdır. Uluslararası arenada duyurulmalıdır. Şımarık Fransız'ın maskesi düşürülmelidir. Türkiye'nin, "her önüne gelenin gider yapabileceği bir ülke" olmadığı gösterilmelidir. Federasyon baskı yapmalıdır. Bu olayın halı altına süpürülmesi engellenmelidir ve üzerine gidilmelidir.

Uyuma taraftar, Uyuma Türkiye, Uyuma UEFA!!!

4 Aralık 2011 Pazar

Derbi Öncesi Atmosfer: Galatasaray-Fenerbahçe

Önümüzdeki Çarşamba günü Galatasaray-Fenerbahçe derbisi oynanacak. Zaten kendi içinde olağanüstülükler barındıran derbi, şu anda daha yoğun anlamlar taşıyor. Fenerbahçe'nin 3 Temmuz'dan bu yana yaşadığı süreç etkisini arttırarak devam ederken, Galatasaray'da da takımın henüz oturmaması ve cezalı oyuncular can sıkıyor.

Maçın hafta içi oynanacak olması, Trabzonspor'un Şampiyonlar Ligi'ndeki Lille maçının yine bugünde olması gibi sebepler de maçı tuhaf bir şekle sokacak. Aynı günde, ülkedeki pek çok insan, farklı heyecanları farklı renklerde yaşayacaklar. Şüphesiz ki, bu durumlar derbiye olan ilgiyi azaltacak.

Tüm bu negatif durumların gölgesinde oynanacak maçta favori taraf elbette olmayacak. O gün kim daha motive ise, kim daha akıllı ise, kim daha istekli ise o kazanacak. 'Futbol şansı' denen şey, bu maçta iki takımın da en büyük ihtiyacı olacak.

Olaya 'sadece futbol öğeleri' çerçevesinde bakarsak; Fenerbahçe'de sakatların neredeyse tamamının dönecek olması mühim. Dia ve Stoch gibi iki dinamik kanat oyuncusu Galatasaray maçı için hazır konuma geldi. Küskün Semih de dün geri dönüş yaptı. Dezavantajları ise savunmada henüz kemikleşmiş bir yapı oluşmadı. Yobo'nun yanındaki isimler sürekli değişiyor ve bu, savunma kurgusunu olumsuz anlamda etkiliyor. Bekir, kısa alanda iyi ancak geniş alanlarda sıkıntı yaşıyor. Gökhan Gönül ise formsuz. En iyi nokta sol bek; Reto Ziegler. Sağlam oyunu sayesinde güven veriyor. Savunmayı rahatlatıyor.



Galatasaray'da ise Elmander'in oynayacak olması, Muslera'nın 5 maçtır kalesini gole kapaması, Selçuk'un varlığı avantaj. Dezavantajlarına bakarsak eğer; Engin cezalı, Sercan şike davası sebebiyle kadroda olamayacak, Hakan Balta formsuz, kanatlar pek çalışmıyor. Pozisyon üretmede de büyük zorluk çektiler. Bu da sıkıntı olabilir. Ve şunu da ek olarak söylemek gerekir; psikolojik üstünlük. Fenerbahçe'nin Galatasaray karşısında son yıllarda aldığı sonuçlar, Fenerbahçe'nin hırsı, liderliğin Fenerbahçe'de olması ... Son zamanlarda meydana gelen olaylar, Fenerbahçe'nin çok fazla hırslanmasına sebep oldu. Bu Galatasaray için dezavantaj olabilir. Dezavantaj gibi görünen bu durum, Fatih Terim tarafından belki avantaja da çevrilebilir.

Fenerbahçe için de dezavantaj olabilecek bir durum var. TT Arena-Emre-Volkan. Bu gerilim mutlaka bir noktada yaşanacak. Emre, herkesin bildiği gibi sinirlenecek ve tepki gösterecek. Eğer bu durum krize dönüşmezse Fenerbahçe için bu durum da ortadan kalkabilir.

Aykut Kocaman-Fatih Terim kapışması da olacak. Bir yanda genç ve başarılı bir teknik adam, diğer yanda Türkiye'nin en kariyerli hocası. İlginç bir taktik savaşı olabilir.

Hakem faktörü ön plana çıkmamalı. Hakemin sahada olup olmadığını anlamamalıyız. Yoksa her şartta suçlu hakemin kendisi olacak.

3 Aralık 2011 Cumartesi

B Grubu: Hollanda, Danimarka, Almanya, Portekiz

Almanlar; yaratıcı ve her zaman olduğu gibi güçlü-dayanıklı, Dünya Kupası'nın yarı finalisti,
Hollandalılar; yaratıcı ve şık, Dünya Kupası'nın finalisti, İspanya'ya en yakın takım,
Danimarka; soğuk ülke, yetenekli ayakları var, her maçtan puan alabilecek kalitedeler,
Portekiz; işçi oyuncuları var, yıldızları var. Çok formda gidiyorlar, çok skorer olabiliyorlar.

Şu dört takıma baktığımızda; hepsi grup maçlarının ardından eve dönmeyi bir kere de olsa akıllarından geçirmişlerdir. Hepsi çok kaliteli oyuncularla bezenmiş. Elenen iki takım, turnuvanın geleceği adına sıkıntı verici(sıkıcı bir hal alabilir). Ya Robben-Sneijder ikilisini, ya Mesut'u, ya Bentder'i ya da Ronaldo'yu izlemekten mahrum kalacağız. Tüm bu oyuncular turnuvaya bir üst düzeye çeker. Hepsi yaratıcı, hepsi yıldız, hepsi lider.

Turnuvaya ülke olarak katılamıyoruz belki ama yine de bu oyuncuları çok izleyemeyecek olmak üzücü.

Benim favorilerim(dilediklerim diyelim) Almanya ve Portekiz. Seçim yapmak zor ama umarım bunlar olur. Ya da Mesut&Ronaldo izleme isteği diyelim.

2 Aralık 2011 Cuma

Futbol Dersi

Tolunay Kafkas, Türk futbolunun eli-yüzü düzgün, futboldan anlayan, çağdaş teknik adamlarından biri. Kayserispor ve Gaziantep'te başarılı sezonlar geçiren Kafkas, iki kulüpten de dönemsel performansının kötü olması nedeniyle ayrıldı. Dönemsel diyorum çünkü; her takımın kötü zamanı vardır, sabır gösterilirse elbet düzelir. Ancak bu sabır Tolunay Hoca'ya gösterilmedi. Ve en son Türk Milli Takımı'nın gençlere yönelik çalışmalarının başına getirildi ve şu anda kendisinden projeler üretmek adına büyük beklentiler var.

Okullarda Futbol Dersi

Kafkas'ın ilk dillendirdiği projesi; zorunlu futbol dersinin müfredata konulması. Böylece 11 milyon çocuğun-15 yaş altı- futbolla daha doğru çerçevelerde karşılaşması sağlanacak. Futbola ilgi duymayan çocuklar belkide futbola başlayacak. Yetenekli oyuncular parlayacak, yeteneği üst düzeyde olmayanların da mücadele gücü kazanması sağlanacak... Bülent Korkmaz, Arda, Emre, Okan, Hakan, Rıdvan, Oğuz, Lefter, Metin... Belki de bunlar tekrar doğacak..

Ama bu proje bir bebek gibi olacak. Bebek hemen yürüyemez, hemen konuşamaz, hemen büyüyemez... Sabır gerek, sabır gösterecek eğitimciler gerek...

Evet, en büyük önem taşıyan nokta; eğitim.

Tekniği, taktiği, fiziği, psikolojiyi, beslenmeyi, gençleri bilen eğitimciler gerek. Neden mi? Çünkü çocuklar her şeyi en baştan, en sağlam şekilde öğrenmeli. Bunun için en başta eğitimciler eğitilmeli. Sonrasında ise çocuklar için başlanmalı eğitime.

Bu konuda çok ama çok uzun şeyler söylenebilir ancak şimdilik bunlarla yetiniyorum. Giriş mahiyetinde olsun bu. Devamı şöyle olacak; Eğitmen Eğitimi

30 Eylül 2011 Cuma

Sokakta Futbol: Bir Teneke Mevzusu

Yaz tatili bitti, sokaklar sessizleşti. Futbol oynayan çocukların 'gol' çığlıkları bitti. Mükemmel bir 'yerel scouting' fırsatı gitti. Bir Allah'ın kulu da demedi mi ki "Sokaklara çıkalım, izleyelim şu küçük ve tutkulu çocukları". Müthiş bir pazar, bu pazardan doğabilecek yıldızlar gitti. Arda'lar, Mehmet'ler, Rüştü'ler, Gökhan'lar... Hepsi gitti. 





*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*

Sokaklarımız cıvıl cıvıl çocuklarla dolu idi...

*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*

Müthiş bir kalabalık, potansiyel vardı. 
Harika istekli, cesur yürekli, yetenekli çocuklar vardı. 
Ayak içi vuruş yapabilen 4-5 yaşında çocuklar vardı. 
Asfaltta uçmayı göze alan kaleciler vardı. 
Eskimiş kundurası yüzünden kayıp düşme ihtimali olan çocuklar vardı. 
Taştan kaleleri vardı. 
Rekabetçi ruhları vardı. 
Kafaya teslim orta yapabileni vardı.
'Bek' nedir? bilen vardı.
Bir hakemleri vardı.
Formaları vardı.
İnançları vardı.
Kutu kola şişeleri var, bazen patlak-inik topları vardı.
Arzuları vardı.
Heyecanları vardı...

*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*
Futbol patronlarımız vardı.
Patronların görevleri vardı.
Paraları vardı.
Yüksek hayat standartları vardı.
Başarıları(!) vardı.
Güçleri vardı.
Sevenleri vardı.
Çalışanları vardı.
Adamları vardı.
*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*

Vardı, yoktu!

Başarımız yoktu.
Çenemiz vardı.
Kupamız yoktu.
Kuruntularımız vardı.
Sistemimiz yoktu.
Egolarımız vardı.
İstikrarımız yoktu.
Disiplinsizlik vardı.
Alt yapımız yoktu.
Günü kurtarma çabamız vardı.
Eğitimimiz yoktu.
Yeteneğimiz vardı.
Öz güvenimiz yoktu.
Çabamız vardı.
Muhasebemiz, ayarımız, ortamız yoktu...
*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*



Fahri.